Yazar: Darshana M. Baruah
Çevirmen: Kamil Han Selçuk Dural
İstanbul Ticaret Üniversitesi Yayınları
227 Sayfa
ISBN: 978-625-95544-8-8
Boyut: 15.0 x 21.5
2026
(görsel: dr.com.tr, bilgi: ticaret.edu.tr)

Yazar: Darshana M. Baruah
Çevirmen: Kamil Han Selçuk Dural
İstanbul Ticaret Üniversitesi Yayınları
227 Sayfa
ISBN: 978-625-95544-8-8
Boyut: 15.0 x 21.5
2026
(görsel: dr.com.tr, bilgi: ticaret.edu.tr)
Deniz güvenliği, büyük güç rekabetinin beni her zaman cezbeden boyutlarından birini temsil etmektedir. Nitekim neredeyse tüm büyük çatışmalar bir deniz bileşeni içerir; geniş ölçekli askerî başarılar ise çoğu zaman beraberinde bir deniz zaferini getirir, hatta bunu zorunlu kılar. Örneğin, Hawaii’ye yönelik saldırı ve Okinawa’nın ele geçirilmesiyle belirleyici muharebelerin Pasifik boyunca şekillendiği II. Dünya Savaşı’nda, bu iki ada arasındaki okyanus alanının ve aralarındaki deniz iletişim hatlarının denetimi, o tarihten bu yana donanmalar ve deniz güçleri için temel bir inceleme konusu olmuştur. Daha geniş bir çerçevede bakıldığında, emperyal Fransa, İngiltere, Portekiz, Hollanda ve diğer bazı Avrupa devletlerinin deniz seferlerinin, bu imparatorlukların küresel güç konumuna yükselmesinde oynadığı belirleyici rol, literatürde ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Denizlerin ve okyanusların denetimi ya da bu alanlardan feragat edilmesi, devletlerin küresel güç hedeflerinde her zaman kritik bir araç olagelmiştir. Uluslararası ticaretten gıda ve doğal kaynaklara uzanan boyutlarıyla denizlerin küresel ekonomi üzerindeki etkisi, bu alanın önemini benim açımdan daha da pekiştirmiştir. Tarih alanında çalışan biri olarak, geçmişteki bölgesel ve küresel çatışmalarda deniz alanının taşıdığı önem, farklı güvenlik yapıları altında bile deniz güvenliğinin rekabet ve çatışmalardaki artan rolünü açıkça ortaya koymaktadır.
Deniz gücünün anlamı, deniz iletişim hatları ve bunların 21. yüzyıl jeopolitiğiyle bağlantılarını, dünya siyasetini ve büyük güç rekabetini kavrama açısından benim için zaten netti. Ancak deniz güvenliği üzerine araştırma yapmaya ve yazmaya yöneldikçe, Güney Çin Denizi’ndeki yapay adalar etrafında yoğunlaşan endişelerin bölgesel bir gerilimin ötesine geçtiği ve aslında 21. yüzyılın küresel deniz güvenliği açısından bir gösterge niteliği taşıdığı daha belirgin hâle geldi. Benim için asıl farklı, hatta yeni olan husus ise deniz güvenliğinin, 21. yüzyılda, iki dünya savaşından bu yana tanıklık edilmemiş ölçüde, dış politika etkileşimlerinin temel bileşenlerinden biri hâline gelmesiydi.
Bu kitap, son on yıl boyunca deniz güvenliği alanında yürüttüğüm araştırmaların, gerçekleştirdiğim mülakatların ve kaleme aldığım çalışmaların bir ürünüdür. Amacım, deniz güvenliğinin dış politika etkileşimleri içinde giderek nasıl merkezî bir unsur hâline geldiğini ortaya koymaktı. Bu unsuru araştırmalarıma ne kadar dâhil etmeye çalıştıysam, deniz güvenliği ile dış politika arasındaki kopukluğu da o ölçüde daha berrak kavradım. Buna karşılık, Hint-Pasifik eksenine yöneliş, günümüz jeopolitik söylemindeki en dikkat çekici dönüşümlerden birini temsil etmektedir; okyanuslar boyunca şekillenen yeni bir jeopolitik rekabet sahnesi söz konusudur. Bu tartışma giderek daha acil bir nitelik kazanırken, deniz güvenliğinin dış politika üzerindeki etkilerini anlamaya ve bu alanda bilgi üretmeye çok daha önce başlamamız gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Delhi, Tokyo, Canberra ve Washington gibi farklı denizcilik başkentlerinde yaşama ve çalışma imkânı buldum. Bu deneyimler, Fransa, Birleşik Krallık, Singapur, Endonezya, Maldivler, Fiji, Sri Lanka ve Mauritius başta olmak üzere, çeşitli ülkelerdeki yetkililer ve akademisyenlerle yürütülen temaslar, iş birlikleri ve mülakatlar aracılığıyla daha da pekişti. Hint-Pasifik bölgesi genelinde deniz güvenliğini incelediğimde, bu kavramın kapsamına ilişkin algıların aktörler arasında belirgin biçimde ayrıştığını fark ettim. Aynı soruna yönelik strateji ve yaklaşımları ele alan ortaklar ile müttefikler arasında dahi bu farklılıklar açıkça gözlemlenmekteydi. Çeşitli başkentlerden beslendiğine tanıklık ettiğim çok sayıdaki görüş ve perspektif, bu kitabın şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadı. Bu temaslar çerçevesinde, Hint-Pasifik bölgesinin ve deniz güvenliğinin çok katmanlı yapısını kavramada bir köprü işlevi görmesine rağmen, Hint Okyanusu’nun, en az anlaşılan, en sınırlı incelenen ve üzerinde en az düşünülen bölge olduğu yönünde bir izlenim edindim.
Araştırmalarımın önemli bir bölümü, ada devletlerine ve bu devletlerin jeopolitik rekabetin şekillenmesinde üstlendikleri role odaklanmaktadır. Hint Okyanusu’ndaki ada devletlerinin yapacağı tercihlerin, deniz yetki alanlarını nasıl kavradığımızı ve bu alanları hangi çerçevede incelediğimizi büyük ölçüde şekillendireceğini düşünüyorum. Bu kitap, Hint Okyanusu’nu karasal bir bakış açısına hapseden yaklaşımdan – ya da benim ifademle, bir deniz yetki alanının karasallaştırılmasından – uzaklaşmayı ve okyanusu tek bir jeopolitik sahne olarak yeniden düşünmeyi amaçlayan bilinçli bir çabanın ürünüdür. Başka bir deyişle, gerçek anlamda deniz merkezli bir yaklaşımı muhafaza etmeyi amaçlar.
Bu kitap, bir ya da iki aktöre ya da iki süper güç arasındaki rekabete odaklanmıyor. Merkezinde, Hint Okyanusu’ndaki deniz güvenliği ve günümüzde bölgesel dinamikleri şekillendiren çok sayıdaki aktör yer almaktadır. Bu çerçevede, 21. yüzyılda deniz güvenliği ile dış politika arasındaki yakın ilişkiyi ele almak temel odak noktasıdır.
Kariyerimin önemli bir bölümünü, başta Hindistan, Japonya ve ABD olmak üzere farklı ülkelerdeki düşünce kuruluşlarında çalışarak geçirdim. Bu süreç, ülkelerin ulusal güvenlik kaygılarını nasıl tanımladıklarını, bu kaygılara nasıl yön verdiklerini ve bunlara verdikleri yanıtları yakından dinlememe, bu tartışmalarla etkileşime girmeme ve söz konusu süreçleri anlamama imkân tanıdı. Düşünce kuruluşları içinde ilerleyen kariyerim, fikirlerin, politikaların ve ortaklıkların nasıl şekillendiğine doğrudan tanıklık etmemi sağladı. Her ne kadar düşünce kuruluşları çoğu zaman fikirlerin üretildiği ya da filizlendiği alanlar olarak görülse de benim için asıl değer, çoğu zaman kenarda durarak güç sahibi aktörlerin dünyayı nasıl algıladığını ve politikaları hangi çerçeveler içinde tartıştığını öğrenme fırsatı sunmalarıydı.
Bu deneyim, kişisel bilincime de yerleşmiş durumda. Karar alma süreçlerinin kıyısında konumlanan Assam’da (Hindistan’ın kuzeydoğusu) doğup büyümüş biri olarak, Delhi’deki güçlü aktörlerin bölgemiz hakkında kararlar alışını çoğu zaman yetkisiz bırakılmış ve danışma süreçlerinin dışında tutulan bir konumdan izledik. Bu nedenle, önemli tartışmaların kıyısında yer alanların seslerini, düşüncelerini ve bakış açılarını her zaman ufuk açıcı buldum. Adalar üzerine yürüttüğüm araştırmaya da aynı yaklaşım yön verdi. Büyük güçlerin, kendileri açısından önemli meseleleri tartışırken, ada devletlerinin sesini zaman zaman bastırarak konuştuğunu gözlemledim. Ada devletleriyle doğrudan etkileşimlerim arttıkça, daha büyük dünya güçlerinin hangi noktalarda bağlantıları ve ilişkileri gözden kaçırdığı benim için daha belirgin hâle geldi.
Kitabın yapısı ve içeriğine ilişkin birkaç kayıt ve açıklama:
Hint Okyanusu bağlamı içinde pek çok anlatı vardır ve her biri kendine bir alan ayrılmasını ve dikkati hak eder. Bu kritik anlatılardan biri, Hindistan’ın yükselişi ve Hint Okyanusu’nda bir aktör olarak üstlendiği role ilişkindir. Hindistan anlatısına değinmiş olsam da bu çalışma Hindistan ve Hint Okyanusu’nu merkeze alan bir kitap niteliği taşımaz; zira bu konunun başlı başına bir çalışmayı gerektirecek kapsam ve derinliği vardır. Bunun yerine, kitap Hint Okyanusu’nu günümüzde 21. yüzyıla özgü bir rekabet sahnesi konumunda ele almakta ve Hindistan’ı bu sahnedeki önemli, ancak tek olmayan aktörlerden biri şeklinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. İkinci bölüm, Hint Okyanusu bağlamında ABD tarihini, görece az bilinen Washington perspektifinden incelemektedir. Soğuk Savaş Dönemi’nde Washington’un Hint Okyanusu’na nasıl yaklaştığına ilişkin, ABD arşivlerine dayanan mevcut literatür oldukça sınırlıdır. Bu nedenle ikinci bölüm, söz konusu boşluğa dair bazı içgörüler sunmayı ve aynı zamanda büyük güç olma eğilimi taşıyan bir devletin Hint Okyanusu’nda nasıl rekabet ettiğini ve bu alanı nasıl kavradığını daha iyi anlamayı hedeflemektedir. Buna ek olarak, günümüzde Çin ile yürütülen rekabet, ABD’nin bölgedeki tarihini ve varlığını anlamak açısından da yararlı bir perspektif sunmaktadır. Altıncı bölümdeki su altı sahasına ilişkin çalışma ise yenidir. Denizaltı kabloları ve derin deniz madenciliği gibi meseleler, jeopolitik ve askerî güvenlikle doğrudan bağlantıları ve sonuçları bulunan yeni rekabet alanları olarak öne çıkmaktadır. Bu başlık, büyük ölçüde süregiden bir araştırma çabasını yansıtmakta ve henüz başlangıç aşamasında bulunan bir tartışma alanına işaret etmektedir. Su altı sahasında bu meseleleri düzenlemeye ve ele almaya adanmış uluslararası antlaşmaların sınırlılığı, kitapta bu konular hakkında yazmayı özellikle güçleştirmiştir. Buna rağmen, kapalı kapılar ardında yaptığım mülakatlar ve denizcilik alanına dair kavrayışım, su altı alanlarının güç rekabetinin bir sonraki sahnesi hâline gelmekte olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle, sınırlı bir kapsamda da olsa, bu başlığı kitaba dâhil etmeyi gerekli gördüm. Benzer biçimde, iklim değişikliği konusunda bir uzmanlık iddiam bulunmamakla birlikte, iklim güvenliğinin önemini ve ada devletleri açısından dış politika tercihlerine yönelik taşıdığı belirleyici anlamı kavrıyorum. Bu nedenle, iklim güvenliği meselesi de kitapta ele alınan başlıklar arasında yer almaktadır.
Bu kitabın, deniz güvenliği literatürüne katkı sunmasını ve Hint Okyanusu’nun önemine ilişkin yeni tartışmalar üretmesini umuyor ve hedefliyorum. Yine umarım bu eser yeterince fikir içeriyordur ve önümüzdeki on yıllarda deniz güvenliğinin jeopolitikle nasıl etkileşime girdiğini anlamamıza ve bunu şekillendirmemize yardım edecek cesur düşünceleri teşvik eder.
Bu önsözü, Maldivler’den Hint Okyanusu’nu doğrudan gören bir manzara eşliğinde kaleme alma ayrıcalığım oldu. Kıyı boyunca çarpan dalgaları izlerken ve okyanusun, geniş coğrafyası boyunca pek çok toplum açısından kültürel kimliğin ayrılmaz bir unsuru olarak taşıdığı anlamı düşünürken, bu kitabın Hint Okyanusu hakkında düşünme biçimlerimize ve bu okyanusla kurduğumuz etkileşimlere yönelik yeni tartışmalar ile yeni bir yaklaşım üretmesini umuyorum.
-Haritalar Listesi 6
-Şekiller Listesi 6
-Tablolar Listesi 6
-Kısaltmalar 7
-Teşekkür 9
-Önsöz 15
Birinci Bölüm – Giriş / Coğrafya ve Jeopolitik 23
İkinci Bölüm – Soğuk Savaş, Özel İlişki ve Diego Garcia 47
Üçüncü Bölüm – Dar Geçitler ve Deniz Rekabeti 75
Dördüncü Bölüm – Ada Devletlerinin Eylem Kapasitesi ve Büyük Güç Rekabeti 105
Beşinci Bölüm – Ada Toprakları 141
Altıncı Bölüm – Hint Okyanusu’nun Gelecek On Yıllarının Şekillendirilmesi 177
Yedinci Bölüm – Sonuç / Dış Politika Aracı Olarak Deniz Güvenliği 201
-Kaynakça 211
Dizin 227
Yorumlar
İlk Yorumu Ekle