Yazar: Mesut Karaşahan
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) – Kölelik Tarihi Dizisi
250 Sayfa
ISBN: 9786256727410
Boyut: 15.0 x 22.5
Karton Kapak – 2. Hamur
2026

Yazar: Mesut Karaşahan
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) – Kölelik Tarihi Dizisi
250 Sayfa
ISBN: 9786256727410
Boyut: 15.0 x 22.5
Karton Kapak – 2. Hamur
2026
Portekizliler, Avrupa sömürgeciliğinin öncüleridir. Portekiz, Avrupa tarihinde ilk ve son sömürge imparatorluğudur. Bu imparatorluk 1415’te Cebelitarık’ın karşı yakasında Fas’ın Sebte kasabasının ele geçirilmesiyle başladı, 1999’da Hong Kong yakınlarındaki Macau liman kasabasının Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmen devredilmesiyle sona erdi. Hıristiyan dünyasının batı ucunda, İberya Yarımadası’nın küçük bir bölümünü işgal eden Portekiz, Geç Orta Çağ’da doğal zenginlikleri ve uluslararası ticaretteki payı sınırlı olan bir ülkeydi. 15. yüzyılda bir dizi unsur sayesinde Akdeniz dışında yeni bir açılımın öncüsü konumuna geldi.
Herşeyden önce Portekiz, modern anlamda ilk ulus-devlettir. Güçlü bir kraliyet yönetimi altında siyasi olarak birleşmiş, iç barışı sağlamış ve sınırları 12. yüzyıldan itibaren hemen hemen hiç değişmemişti. Kastilya, Fransa, İngiltere gibi krallıklardan ve İtalyan şehir devletlerinden farklı olarak iç çekişmeler ve iktidar mücadeleleriyle yorgun düşmüş değildi. Ayrıca Akdeniz’e ve Afrika kıtasına yakın bir coğrafi konum Portekiz’e avantaj sağladı.
Orta Çağ Avrupası coğrafi bakımdan ilk büyük açılımı 1096’da başlayan Haçlı seferleri’yle gerçekleştirdi. O dönemde Suriye ve Filistin’de kurulan Haçlı devletleri kısa ömürlü olsa da ticari ilişkiler Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan şehirleri tarafından devam ettirildi. İtalyan sermayesi, Avrupa’nın 15. yüzyıl sonlarındaki ikinci büyük açılımını finanse eden güç olacaktı. İtalyanların, özellikle de Cenevizlilerin bilgi birikimi, deneyimi ve sermayesi, 15. yüzyıl boyunca Portekiz’in deniz aşırı hamleleri için teşvik edici unsurlar oldu.
1400’lerin ortalarında Portekizlilerin Batı Afrika’ya düzenlediği deniz seferlerinde ekonomik ve ticari hedeflerle dini bir ideal birleşti. Portekizliler bir taraftan geleneksel ticaret yollarına hâkim olmak ve Batı Afrika’da, Büyük Sahra’nın ötesinde olduğu düşünülen zengin altın yataklarını ele geçirmek istiyordu. Bir taraftan da İslam dünyasının ötelerinde bir yerlerde hüküm sürdüğüne inanılan efsanevi Hıristiyan İmparator Presbyter Johannes’e ulaşmayı umuyorlardı.
Portekizliler Atlas Okyanusu üzerinden köle ticaretini başlatan ulustur. Coğrafi açılım, Portekizli tâcirlere küresel ölçekte köleleştirme fırsatları sundu. 1550’lere gelindiğinde bu tâcirler, Batı Afrika ve Hindistan’dan Çin’e ve Japon adalarına kadar uzanan geniş bir bölgede faaliyet halindeydi. 1494’te imzalanan Tordesillas Antlaşması İspanya’yı Afrika’dan dışladığı için erken dönemde Amerika sömürgelerinin başlıca köle tedarikçileri olarak Portekizliler öne çıktı.
Bununla beraber erken dönemde Portekizlilerin gerçekleştirdiği köle ticaretine dair bilgilerimiz sınırlıdır. Afrikalı kölelerin Amerika’ya tehciri konusunda günümüze ulaşan belgeler ve tanıklıklar büyük ölçüde 18. ve 19. yüzyıllarda yaşananları yansıtır. Bu yüzyıllarda köle ticareti en canlı aşamasındaydı. Kuzey Amerika, Batı Hint Adaları ve Brezilya en fazla köle alan bölgelerdi.
Bu geç döneme dair ayrıntılı bilgilerin önemli bir kısmını 18. yüzyıl sonlarından itibaren faal olan kölelik karşıtlarına borçluyuz. Anglo-Amerikan dünyanın kölelik karşıtları o dönemlerde köle ticaretinin olumsuzluklarını gözler önüne sermek için kanıtlar toplarken aslında köleleştirme faaliyetlerine ışık tutan bir belgeleme çalışması yapmış oldular. Erken döneme dair bilgilerimiz sınırlı olsa da bir husus kesindir: Siyasal, askeri ve dini teşkilat ve mekanizmalar kaba kuvvete başvurarak insan emeğini sömürmek üzere yeniden tasarlanıp seferber edildi. Sömürgecilik, başka ülkelerin zenginliğini askeri güç kullanarak gaspedip anavatana taşımak ise, köleleştirme bu ülkelerin en değerli hazinesi olan insan varlığını yağmalamaktır.
Otoriter yönetim, sınırsız şiddet ve ırkçılık Portekiz kölelik sisteminin temel sacayaklarını oluşturdu. Afrika’nın ve Amerika’nın yerli halkları ölüm ve kırbaç tehdidi altında köleleşmeye razı edildi, ayrımcı ve dışlayıcı politikalarla Avrupalı yerleşimcilerin kamusal alanından uzak tutuldu. Kongo’nun Hıristiyanlaştırılan kralının yakındığı gibi, Portekizli köle tâcirleri, girdikleri bölgeleri ıssız bırakacak ölçüde insan varlığını yağmaladı. İspanya’nın yakın takipçi olduğu, kısa sürede Hollanda, İngiltere ve Fransa’nın dahil olacağı bu yarışta merhamet, insani duyarlılık ve Avrupalılarla Afrikalılar arasında romantik “din kardeşliği” gerekçesiyle bir duraksama olamazdı.
Yorumlar
İlk Yorumu Ekle