Denizci Kitaplığı

Türk Denizciliğinin Belleği

Öksüz Kaptan - İzmir’den Londra’ya Bir Yolculuk

Öksüz Kaptan - İzmir’den Londra’ya Bir Yolculuk

Öksüz Kaptan - İzmir’den Londra’ya Bir Yolculuk

Yazar: Ali Rıza

Hazırlayanlar: Esra Derya Dilek, Fatih Altuğ

Vakıfbank Kültür Yayınları

248 Sayfa

ISBN: 978-625-6385-61-0

Boyut: 12.5 x 19.5

Karton Kapak

2024

Kitap Hakkında

1875’te iki cilt olarak basılan romandaki olaylar büyük oranda 1845 yılında, Abdülaziz devrinde geçmektedir. Belirli bir yıla yoğunlaşmasıyla birlikte Öksüz Kaptan’da benzerine çok rastlanmayan bir coğrafi genişliği tecrübe ederiz. Bir yandan dönemin İstanbul merkezli edebiyatının karşısında İzmir, kozmopolit ve çok yönlü bir şehir olarak romanda cisimleşir. Diğer yandan ikinci ciltte Londra sosyal ve kültürel ortamıyla romanın esas mekânlarından biri olur. Bu iki şehir, romanın ana eksenlerine zemin olsalar da denizcilik aracılığıyla çok daha geniş bir coğrafi / ticari ağı da takip ederiz. İstanbul, Çanakkale, Midilli, Siroz, Cebelitarık, Paris, Bombay gibi yerler doğrudan ya da ima ile olay örgüsünde iz bırakırlar. Üstelik olayların anlatıldığı zaman olan 1870’lerle olayların geçtiği zaman 1840’lar arasında gerçekleştirilen karşılaştırmalarla özellikle İzmir ve İstanbul’un zaman içindeki değişimlerine de dikkat çekilir.

Sonradan Öksüz Kaptan olarak adlandırılacak Süleyman Bey’in büyüme ve olgunlaşma hikâyesini okurken Ali Rıza, okuru küresel bir bağlamda dolaştırır. Gemicilik ve ticaret ağları sayesinde, İzmirli öksüz bir çocuğun başına gelen felaketlere dair anlatı, dünyaya uzanır. Bu bakımdan, Öksüz Kaptan küresel ve yerelin iç içe geçiş tarzlarını göstermesi bakımından döneminde benzersizdir.

1870’lerin anlatılarında babasız kalan oğulun yoldan çıkması norm iken burada öksüzleştirilmenin şiddeti ve bu şiddete rağ- men oğulun kendini var kılması merkezidir. Ana akım romanların otorite yokluğunda doğan kaosa odaklanan temel eğilimleri karşısında Öksüz Kaptan kaosun, hayatın dalgalanmalarının tam ortasında bile mümkün olan düzen ve ahlaki düzgünlüğü öne çıkarır.

Ali Rıza, Süleyman Bey’in hayatını mahveden kötülük şebekesinin motivasyonlarını ve iç yüzünü gösterdiği kadar beklenmedik anlarda ortaya çıkan dayanışma imkânlarını, şerrin sınır tanımazlığını bertaraf eden erdemlilik anlarını da işler. Dönemin diğer romanlarında da görülebilecek bir ahlak yürürlüktedir Öksüz Kaptan’da: İfrat ile tefritten kaçınmayı salık veren itidal ahlakı.

Mukaddime kısmında da göreceğiniz gibi yazar, romanın merkezine -sahtekârlık, hile, itibar ve namusun söz konusu olduğu ilişkileri doğuran temel etmen olarak- mühür kullanımını koyar. Kazım Efendi, Süleyman Bey’in babası Şerif Efendi’nin mührünü ele geçirerek sahte belgeler düzenler ve bu evrakta sahtecilik girişimi zincirleme olarak romanın tüm olaylarını etkiler. Nitekim yazar da mührü, romanın odağına yerleştirir.

Böylelikle yalnızca Kazım Efendi’nin komplosuna, Süleyman Bey’in felaketlerle ilerleyen hayatına şahit olmakla kalmayız; mühür kullanımından gemicilik pratiklerine kadar uzanan düzlemde dönemin ticari, hukuki ve sosyal dinamiklerini öğreniriz. Mahkemelerin nasıl işlediği, kötücül figürlerin hukuku nasıl manipüle edebildiği, Londra mahkemelerinin işleyişi, Londra’daki suç pratikleri, büyükelçiliğin Osmanlı vatandaşlarıyla ilişkisi, transit taşımacılığın etkileri, İstanbul’un ticari konumunun değişimi, vapur taşımacılığının ticari ağları nasıl etkilediği gibi meseleler de Öksüz Kaptan’ı çepeçevre kuşatır.

Romanın ikinci cildinde, İzmir, Ege Denizi, Midilli eksenli anlatı coğrafyası genişler, olayların büyük bir kısmı Londra’da geçer. Ancak bu geçişten önce ikinci cildin başında İzmir’in başka bir yönüne odaklanırız. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında İzmir, İngiliz seyyahlar için Eski Yunan medeniyetinin izlerinin görülebildiği bir yer olmakla birlikte, özellikle Homeros’un doğduğu yer olarak da öne çıkar. Bu bağlam, Homeros ile Öksüz Kaptan’ı bir araya getirir. Homeros’un inzivaya çekilip eserlerini yazdığı düşünülen kale Süleyman Bey’in, müstakbel Öksüz Kaptan’ın, kendisini ölüme bıraktığı yer olarak belirir. Küresel ticaret ağlarının izlerinin takip edilebildiği Öksüz Kaptan, aynı zamanda kadim ve evrensel addedilenle yerelin, dünya edebiyatının kurucu figürlerinden biriyle romanın esas kahramanının üst üste bindiği bir metne dönüşür.

Jocetyn ve İzak’ın ölmek üzere olan Süleyman Bey’i kalede bulmalarıyla Süleyman Bey’in ve romanın seyri değişir ve ikinci ciltte bir yandan Londra, İzmir’in yerine geçerken diğer yandan birinci cildin şer şebekesi çökertilir ve onların yargılanması söz konusu olur. Bu ciltteki Londra temsili, Osmanlı edebiyatındaki ilk Londra temsillerinden olduğu gibi ayrıntılı şehir tasvirlerini de içerir. Öksüz Kaptan’dan önce Emin Nihat Bey’in Müsameretname’sinin içindeki hikâyelerden olan “Bir Osmanlı Kaptanının Bir İngiliz Kızıyla Vuku Bulan Sergüzeşti” metninde (1873) de yine bir kaptanın Londra tecrübeleri ele alınırken Öksüz Kaptan’da bir kaptan adayının İngiliz aile ortamını, kültür alanını ve denizcilik eğitimini deneyimlemesi söz konusudur.

Özellikle Süleyman Bey’in operayla karşılaşması derinlemesine anlatılır. Londra seçkinlerinin Süleyman Bey’i seyretmeleriyle Süleyman Bey’in operayı seyretmesi üst üste bindirilerek merak etme ve egzotikleştirmenin yürürlükte olduğu bir kültürel karşılaşma sahnelenir. Öksüz Kaptan’ın seyirlik bir nesne gibi temaşa edildiği koşullarla kolayca suçlu ilan edilebilmesi birbiriyle akraba olduğu gibi Londra yalnızca bu ötekileştirici söylemin üretildiği mecra değildir. Canlı kültür hayatı, eğitime verilen önem ile Süleyman Bey’in usta bir kaptan olmasını sağlayan imkânlar da bu şehirde söz konusudur. Süleyman Bey’in dil engeline rağmen kültürel merakını kaybetmemesi, farklı olan duyduğu hakiki ve içten ilgi, dil ve kültür farklarını aşan yakınlıklar da ikinci cildin merkezi izleklerindendir.

Ali Rıza’nın Öksüz Kaptan ile aynı yıl yayımlanan Mızrak Çuvala Sığmaz adlı bir tiyatro oyunu da vardır ve Öksüz Kaptan’ın mukaddimesinde bu romanı da tiyatrolaştırmayı planladığını okuruz. Akim kalan bu girişime rağmen, romanın önemli bir kısmını diyaloglara dayalı olması teatrallik hissi verir. Londra’daki opera sahnesine, oyunun sunuluş tarzına, seyircilerin tavırlarına edilen dikkat de Ali Rıza’nın sahnelemeye dair ilgisini gösterir. Hayatı hakkında şimdilik bilgimiz olmayan bu kişinin Londra’da bir süre yaşamış olması ihtimali yüksektir. İzmir’in 1840’lardaki ve 1870’lerdeki hâllerine vukufiyeti de İzmir’le bağlarının da kuvvetli olduğuna işaret eder.

Öksüz Kaptan, Süleyman Bey’in oluşum ve olgunlaşma hikâyesini anlatırken yerel ve küresel ilişki ağlarına, gündelik hayatlara, denizcilik pratiklerine dair sunduğu panorama ile zenginleşir. Ali Rıza, hayatın gündelik, ticari, hukuki, ahlaki katmanlarını birbiriyle temas ettirerek bereketli bir metin ortaya koyar.

Fatih Altuğ

Yorumlar

İlk Yorumu Ekle

DENİZCİ KİTAPLIĞI