Akdeniz’in Kitabı

Yazar: Predrag Matvejevic

Çevirmen: Tolga Esmer

Yapı Kredi Yayınları – Cogito Dizisi

245 Sayfa

ISBN: 978-975-08-0126-1

Boyut: 13.5 x 21.0

Karton Kapak – 1. Hamur

2004

(görsel: yapikrediyayinlari.com.tr, bilgi: kitapyurdu.com, yapikrediyayinlari.com.tr)

Açıklama:

Önsöz

Kendi kitaplarım için önsöz yazdığım çok enderdir. “Akdeniz’in Kitabı”na gelince, Tuna’nın yazarı Claudio Magris‘in önsözü neredeyse kitapla birlikte doğmuş, onun ayrılmaz bir parçası olmuş ve sayısını bilmediğim pek çok dildeki çeviride bu yapıta eşlik etmiştir. Şimdiye kadar bu kitabın yalnızca bir tek basımına kendi önsözümü eklemiştim, o da doğduğum yer olan Bosna-Hersek‘te, eğitimimin bir bölümünü yaptığım Saraybosna‘daki yakılmış ya da yıkılmış kütüphaneler için basılan “Akdeniz’in Kitabı” içindi. Bu önsöz ile Türkçe basım için yazdığım önsöz arasında, şimdi ortaya koymaya çalışacağım bir ilişki söz konusu olabilir.

Eski vatanımın yaşamış ve halen yaşamakta olduğu trajedi sırasında kurbanlardan yana oldum: Vukovar‘da Hırvat kurbanların, Kosovalı kurbanların, Krajina‘nın Sırp kurbanlarının ve en başından beri Müslüman Boşnak kurbanların hep yanında yer aldım. Yugoslavya‘yı, savaşın ortasında saldırganlara karşı çıkarak, “sürgün ve sığınma” arası bir konumda yurtdışında kendimi özgürce ifade edebilmek ve suçları kınamak amacıyla terk ettim. Bin bir geceden (!) fazla süren Saraybosna kuşatması sırasında Sırp milliyetçiler tarafından bombalanan kente, Boşnak dostlarımın yazgısını bir süre için de olsa paylaşmak için, bir Birleşmiş Milletler uçağıyla geri döndüm. Hırvat milliyetçiler Mostar‘da doğduğum kente adını veren Eski Türk Köprüsü‘nü yıktıklarında bir suçlama mektubu yazdım ve pek çok dilde yayımladım. Bu olaydan sonra bir mülteci olarak yaşıyorum ve kitaplarım artık kendi ülkemde yayımlanmıyor (bugüne kadar yalnızca biri yayımlandı, o da uluslararası bir vakfın yardımıyla).

İşte böylece “Kitap”ım farklı ve yabancı bir yaşama başladı. Paris‘te Sorbonne‘da, Roma‘da “La Sapienza” Üniversitesi’nde çalışarak, Akdeniz‘de yaptığım yeni gezilerden de yararlanarak kitaba yeni bölümler ekliyor ve eski bölümleri değiştiriyordum. Bu büyük yolculuk öyküsü yerleştiğim ülkelerin dillerinde yeniden yazılmış oldu; öyle ki kitabın Fransızca ve İtalyanca uyarlamaları, 80’li yılların sonunda eski Yugoslavya‘da yazılmış olanından daha iyi hazırlanmış ve belki de daha bütünsel bir yeni kaynak metin oluşturdu. Neredeyse tüm çeviriler bu metinden yapılmıştır. Sürgün yaşamı bu tür tuhaflıklarla doludur.

Akdeniz‘e yaklaşımım yalnızca kıyının dar bir kesimiyle sınırlı değildir; iç bölgelere, hattâ bazen ana karanın derinliklerine kadar uzanır. Benim Bosnam da burada yer alır, ayrıca Balkanların bir bölümü ve Türkiye‘nin pek çok bölgesi de. Öte yandan deniz kenarında olmalarına karşın kıyıda öyle kara uzantıları vardır ki bana Akdeniz‘e aitmiş gibi gelmezler.

Herkes kendi Akdeniz yolculuğunu “uzatabilir”, bu kitapta sözü edilen deneyimlere kendisininkileri de ekleyerek bu yolculuğu sürdürebilir. Ben de Türk okurlarım için neler ekleyebileceğimi düşündüm. Doğduğum kent Mostar, Neretva Irmağı kıyısındadır. Burada, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, miladi 1566, hicri 944 yılında, Mimar Sinan‘ın öğrencisi Hayrettin, Balkanların en güzel köprülerinden birini yapmıştı. Hersek‘in beyaz taşlarıyla yapılmış bu başyapıt, mimarisinin gözü pekliği ile hemen göze çarpardı. Çocukluğumda ondan bir dost, bir baba gibi “ihtiyar” diye söz ederdik: “ihtiyar üstünde” buluşulur, “ihtiyar”ın altında yüzülür, en yürekli olanlarımız “ihtiyarın tepesinden” “dünyanın en yeşil ırmağı” Neretva‘ya atlardı. Kıyılarında Mostarlıların “kovuk” adını verdiği yüksek ve düz kayalıklar vardır: Yaban inciri ve kuşburnu ağaçlarının tutunduğu “Yeşeren Kovuk”, (“kapak” denen) tehlikeli bir burgaca benzeyen “Çukur Kovuk”, küçük bir kolun ırmağa karıştığı yerdeki küçük ve büyük “Şahin Kovukları”, Adriyatik iskelelerine benzeyen “Reis Kovuğu”, küçük çocukların “ihtiyarın tepesinden” atlamaya cesaret etmeden önce atlama çalışmaları yaptıkları “Duradzik Kovuğu” (bu sözcük dilimizdeki pek çok sözcük gibi Türkçeden gelmektedir) gibi… Yakındaki denizden gelen martılar kayalıklara, hattâ köprünün üstüne konardı. Burası hala Akdeniz‘dir. İçeriye kadar ırmağın yatağı boyunca sokulur.

Biz Müslüman, Ortodoks (Sırp) ve Katolik (Hırvat) Slavlar, aramızdaki farklılıklara karşın, burada uzun süreden beri barış içinde yaşıyorduk. Komşu bölgelerden gelip bu farklılıkları, özellikle de dinsel farklılıkları, aramızdaki bu barış ortamından daha önemli sayanları pek sevmezdik. Bu bölgede yeni bir çatışmaya hazırlanabilecekleri, hattâ bizim “İhtiyar”ı bile yıkacakları aklımızın ucundan bile geçmemişti. Rus bir babadan ve Hırvat bir anneden doğmuş olan benim, Mostar‘daki en yakın arkadaşlarımdan bazılarının adları Vahid, İsmail, Mustafa, Emir‘di, hâlâ en yakın arkadaşlarımdır; savaş bizi ayıramadı.

Doğu ve Batı, güzel Akdeniz kentimizde el ele vermişti. Dostluğun nefreti yeneceğine ve aklın deliliği alt edeceğine ilişkin umudumuzu hâlâ koruyoruz. Bunu, “Akdeniz’in Kitabı”na önsöz olarak eklenen bu küçük metinde Türk okurlarıma da aktarmak istedim.

Predrag MatvejevicRoma, 1999 Yazı

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s