Denizci Hasan Mellah

denizci hasan mellahYazar: Ahmet Mithat Efendi

İlk Biz Yayınevi

537 Sayfa

ISBN: 975920018-X

Boyut: 14.0 x 20.0

2. Hamur

2004

(görsel: hermeskitap.com, bilgi: hermeskitap.com, kabalci.com.tr, haber7.com)

Açıklama:

(Aşağıdaki metin, İlk Türk korsanı Hasan Mellah adlı haberden alıntılanmıştır)

Türk Edebiyatının ilk roman örnekleri arasında olup kendisine has bir gizemi bulunan Denizci Hasan Mellah, yıllar sonra yeniden Türk okuruna seslenme şansı buluyor. Adem Fidan’ın yayına hazırladığı eser İlkbiz Yayınevi imzası ile kitapçıların raflarında yerini aldı.

Denizci Hasan Mellah, Türk Edebiyatının ilk korsanı. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü romanı Fas’ın görkemli saraylarından birinde, şehzade olarak doğan Hasan Mellah’ın uçsuz bucaksız denizlerdeki soluk kesen maceralarını anlatıyor. Devlet başkanları ile yemek yerken uçsuz bucaksız denizlerde kendisini korsan olarak bulan Hasan Mellah, bir yandan sevgilisi Cuzella’ya kavuşabilmenin savaşını verirken diğer yandan babasının intikamını alabilme hırsı ile yanıp tutuşmaktadır.

Romanın üslubu oldukça sade ve maceranın seyri oldukça akıcı. Metin tekniği gözü ile bakıldığında kah masalsı, kah romansı, kah Şekspir trajedisi esintileri, kah ortaoyunu örnekleri, kah meddahımsı bir üslup buluyoruz karşımızda. Ama bütün içinde bu öğeler pek göze batmadığı gibi, birer süsleme unsuru olarak metni sevimli kılabiliyor.

Metnin inandırıcılığına gelince. Emin olun günümüz fantastik romanlarının ve film öykülerinin içeriği kadar uçuk değil. Bir düzine kahramanın öyküsünün birbirine bir şekilde bağlantı kurabilmesi için gösterilen kurgu çabası ‘şaşırtıcı’ görünse de bir açıdan da takdire değerdir.

İLK TÜRK KORSANI HASAN MELLAH’IN ÖYKÜSÜ

Hasan Mellah’ın öyküsü bir çok insanın öyküsünü de bünyesinde barındıran heyecanlı bir macera. İlk satırdan son satıra kadar heyecan temposunu düşürmeyen Ahmet Mithat Efendi, zaman zaman araya girerek okuyucunun heyecan dozunu ayarlamaya çalışmakta ve sonra öyküyü kendisine göre en uygun bulduğu noktadan devam ettirmektedir. Bu heyecan fırtınası içinde tanıştığınız her roman kahramanının kendisine ait bir öyküsü var. Romanda adı geçen herkes genel hikayenin bir parçası ve her birini mutlaka bir başka zaman ve mekanda önemli bir görev üstlenirken görüyorsunuz.

Aşk, intikam ve sadakat romanın üç önemli öğesi. ‘Aldatma’ duygusunun işleniş tarzı ise yıllar öncesinden Ahmet Altan’a meydan okuyor adeta. Altan’ın ‘Kılıç yarasına’ eş tutuğu aldatılma duygusuna Ahmet Mithat Efendi’nin bu romanında sıkça rastlıyoruz. Hemen her aşık, gönlünün ve duygularının coştuğu bir anda ‘ihanet’ ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Kimisi duygularını son anda frenlerken. Kimisi kaderci bakış açısı ile kurtarılıyor. Kimisi ise duygularının esiri olarak bunun bedelini ödemek zorunda kalıyor. Yazıldığı dönem göz önüne alındığında ‘aldatma’ duygusuna gösterilen yöneltilen eleştirinin niteliği oldukça dikkat çekicidir.
Günümüzde sergilenen tepkiler ile o dönem tepkileri karşılaştırıldığında Osmanlı’nın insan duyguları konusunda iddia edildiği kadar ‘tutucu’ olmadığı da dikkat çekici bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor.

Romanın gizlediği (dönemin şartları göz önüne alındığında gizlemek zorunda kaldığı demek daha uygun bir söylem olacak ) siyasi mesajlar da var. Bu mesajlar bugün çok sıradan ve yavan gelse bile dönemin koşulları göz önüne alındığında hayli dikkate değer. Zaten romanın yayınlandığı dönem (1876) siyasi çalkantıların kördüğüm noktasında olduğu bir dönemdir.

Roman Akdeniz’de bir kıyı kasabası olan Kartecena’da zengin bir ailenin kızı olan zeki ve dünya güzeli Cuzella ile tanıştırıyor önce bizi. Sonra ona aşık olan zengin ve yakışıklı olan Pavlos adlı bir genç ile kızını sırf parası için ona vermeyi planlayan babası Alfons ile tanışıyoruz.

Öte yanda Pietro ve Zerno adlı iki korsanın yönettiği gemide onlara akıl veren Alonzo çıkıyor karşımıza. Ve dört nala at sürerken atın yıkılması ile sahile bitkin düşen bir Arap genci (Hasan Mellah) çıkıyor karşımıza. Pietro ve zerno genci soyup öldürmeye niyetli ise de Alonzo yaptığı felsefe ile genci ölümder kurtarmayı ve gemiye tayfa olarak almayı başarır. Gemideki diğer korsanları da tanırız bu arada. Tembel bir Avrupalı tayfa, Hasan mellah’a yer açmak için öldürülmek istenir. Hasan Mellah, onu öldürmeden bir kıyıda canlı bırakmaya kaptanları ikna etmeyi başarır. Ama Arap genci kendisini İspanyol olarak tanıttığı korsanlarca bir sınav için karaya gönderilir. Soygun için girdiği evde Cuzella ile tanışır ve aşık olmaktan kendini alamaz. Pavlos’a kalbi ısınmayan Cuzella genci gördüğünde şaşkınlıktan dilini yutar. Çünkü onun bir resmi odasını süslemektedir. Ve ikili arasında destansı aşk başlar.

Ancak macera öylesine karışık bir hal alır ki Hasan hem asılmamak için hükümet güçlerinden kaçmak. Hem sevgilisini kaçıran Pavlos’un izin sürmek zorunda kalır. Bu esnada yolunun düştüğü Avrupa şehirlerinde inanılmaz rastlantılarla ve ilginç hikayesi olan insanlarla tanışır. En önemlisi ise madam İliya’dır. Çünkü madam İliya, ortadan kaybolan kocasına gösterdiği sadakatle Hasan Mellah’ın gözünde bir azize gibidir.

İlerleyen bölümlerde ise İskenderiye’de Çeçenya’dan esir alınıp satılan güzelliği ile Kölemen Beylerini birbirine düşüren Cariye Esma çıkar karşımıza. Ve Esma Hasan Mellah’ın sergilediği kahramanlık gösterisi ile maceranın içine dahil olur. Hasan Mellah, kaybettiği güzellik ile karşısında duran canlı güzellik arasında kendisini kaybeder. Cuzella’ya olan aşkının sürdüğünü sanan Hasan Mellah’ın duyguları kördüğüm olur

Ve…

“Şimdi burada, Sayın okuyucular hikayeyi merak edip, kalanını öğrenmek için acele ederlerse de bizim amacımız yalnızca masal anlatmak değil. Adına ‘insan’ denilen ve ne olduğu hâlâ bilinmeyen birkaç kilo et ve kemiğin, içine anlayışımızı da eserleri ile yücelten o manevi elin (Tanrı’nın) ne gibi hisler yerleştirdiğini aramak amaçlarımız arasında bulunduğundan, buracıkta özgürlüğümüzün dizginini bizim kendi elimize vermelerini rica ederiz.” (Sayfa 474)

Böyle diyor Ahmet Mithat Efendi romanında işlerin Arap saçına döndüğü bir noktada. Haksız da değil. Çünkü insanoğlunun garipliği vardır her okurda. Ve Ahmet Mithat Efendi, ‘meddah geleneğinin izlerini gösterir şekilde’ anlatımda arayşa girdiği bir bölümde bunu şöyle dile getirir.

“Ama biz demedik mi, insanoğlu gariptir. İnsana ne iyilik yarar, ne kötülük. Üzüntülü olduğu zaman da acılıdır, memnun olduğu zaman da. Muhtemelen, “iki zıt şey bir araya gelemediği gibi birbirine benzemez de!’ diye itiraz edeceksiniz. Ama öyle genel kurallar tarzında söylenmiş sözlerin en çoğunun yanlışlığını zamane çocukları bile birer birer işaret etmektedirler. Uykunuzu kaçıran üzüntü kadar sevinç de uykunuzu kaçırmıyor mu? İşte öyleyse etkileri aynı imiş. Üzüntü yüzünden delirme ve ölüm yüzünden delirme olduğu gibi, sevinçten delirme ve sevinçten ölüm de vardır”

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s