Prenses Lilliperi Ve Küçük Denizkızı

Yazar: Monika Finsterbusch

Çevirmen: Rana Gürtuna

Büyülü Fener Yayınları

28 Sayfa

ISBN: 9789752520356

Boyut: 24.5 x 24.5

Ciltli Kapak – 1. Hamur

2007

Açıklama:

Göldeki yüzme dersi sırasında yüzme öğretmeni Karlos birden suyun altında kayboluverir. Tabii ki Prenses Lilliperi de onu kurtarmak için arkasından suya atlar. Karlos’u ararken tam gücünün tükendiğini hissettiği anda karşısına bir denizkızı çıkar. Lilliperi ona başlarından geçenleri anlatınca denizkızı Karlos’u bulması için Lilliperi’ye yardım edeceğine söz verir. Lilliperi’nin bacakalrını muhteşem bir kuyruğa dönüştürür ve ikisi birlikte Göl Kraliçesi’nin sarayına doğru yüzerler. Kraliçe onlara yardım edebilecek mi dersiniz?

Periler kadar süslü, pırıl pırıl parlayan simli sayfaları ve en arkadaki sürpriz nilüfer yaprağıyla muhteşem bir kitap!

Denizler Tanrısı Poseidon

Yazar: Robert Krugmann

Çevirmen: Atilla Dirim

Yurt Kitap – Herkese Tarih, Herkese Mitoloji Dizisi

64 Sayfa

ISBN: 978-975-7076-72-4

Boyut: 14.0 x 21.0

Karton Kapak

2015

(görsel ve bilgi: yurtkitap.com)

Açıklama:

Zeus rakiplerini alt etmeyi başarmış ve onları yeraltı dünyasında tunç kapılı bir zindana tıkmıştı. Artık egemenliğinin önünde hiçbir engel yoktu. Elbette ağabeyleri olan Poseidon ve Hades hariç! Zeus bu iki ağabeyiyle uzun süren pazarlıklar yapmış, sonunda onlara şu anlaşmayı kabul ettirebilmişti: Kâinatın efendisi, bulutların arasındaki göğün sahibi kendisi olacaktı.

Yeraltı dünyası Hades‘e, denizlerin egemenliği Poseidon‘a verilecekti. Bunların üçünün arasında kalan kara parçalarında herkesin payı vardı. Kendisini dünyanın büyük kısmının efendisi olarak gören Poseidon‘un hesaba katmadığı bir şey vardı: Ona tapınacak olan insanlar yeryüzünde oturuyordu!

Principles Of Yacht Design

 

indir

 

Yazarlar:  Lars Larsson, Rolf E. Eliasson

Yayımcı: International Marine/McGraw-Hill

368 Sayfa

Yemler Bilgisi Ve Karma Yem Bilgisi

Yazar: Abdurrahman Polat

Adana Nobel Kitabevi Yayını

140 Sayfa

ISBN: 9786053970996

Boyut: 16.0 x 24.0

Karton Kapak

2011

(görsel: nobelkitabevi.com.tr, bilgi: nobelkitap.com, nobelkitabevi.com.tr)

Açıklama:

Su ürünleri fakültelerinde okutulan su kirliliği derslerinde yararlanılmak üzere hazırlanan bu kitabın sadece su ürünleri mühendisler için değil aynı zamanda pratikte çalışan konu ile ilgili tüm teknik personele yardımcı olacağı kanısındayım. Ülkemizde su ürünleri alanında lisans ve lisansüstü seviyesinde öğretim yapan bir çok fakülte bulunmasına karşı su kirliliği konusunda yazılmış yeteri sayıda Türkçe kitap bulunmamaktadır.

Meltemle Esen Deniz Damlaları

39

 

Yazar: Yalçın İsmail Gürkan

Denizler Kitabevi

272 Sayfa

Moby Dick (Beyaz Balina)

Yazar: Herman Melville

Altın Kitaplar

120 Sayfa

ISBN: 978-975-405-450-7

Boyut: 14.0 x 19.0

Karton Kapak

2006

(görsel: altinkitaplar.com.tr, bilgi: nobelkitap.com, altinkitaplar.com.tr)

Açıklama:

Engin Gold Star Classics Serisi resimlerle zenginleştirilmiş yirmi beş klasik kitaptan oluşmaktadır. Beş seviyeden oluşan serimiz ortaokul 6. sınıftan bayralarak lise son sınıf öğrencilerine kadar İngilizcesini geliştirmek isteyen her yaştan ve seviyeden öğrenicinin zevkle okuyacağı klasik kitaplardan oluşmaktadır. Her kitabın sonunda sözlük ve alıştırma bölümleri bulunmaktadır. Böylece okuyucu metin için anlamlarını bilmediği kelimeleri kolayca öğrenip alıştırmaları yaparak hikayeyi daha iyi anlayabilmektedir.

Osmanlı Bahriye Teşkilatı – XVII. Yüzyılda Tersane-i Amire

images

Yazar: İdris Bostan

Türk Tarih Kurumu Yayınları

310 Sayfa

ISBN: 9789751604316

Boyut: 16.5 x 23.5

Karton Kapak – 1. Hamur

2003

(görsel: …, bilgi: kitapyurdu.com, arkeolojisanat.com)

Deniz Fenerleri

deniz fenerleri

 

Yazar: M. Vefa Toroslu

Denizler Kitabevi

144 Sayfa

Yavuz Ve Midilli

Yavuz ve Middili

Yazar: Ahmet Güleryüz

Denizler Kitabevi

122 Sayfa

ISBN: 978-975-00051-9-9

Boyut: 23.5 x 26.0

Karton Kapak – Kuşe Kağıt

2007

Açıklama:

20. yüzyılın başlarında, “Batı Uygarlığı” olarak nitelendirilen ülkeler görüntüde mutlu bir rehavet içindeydiler.

Nasıl olmasınlar ki?

Ortaçağ ve karanlık yıllar çok gerilerde kalmıştı, Bir Rönesans yaşanmış, ardından bilgi ve bilim çağı ile gelen ışıkla aydınlanılmıştı. En sonunda gerçekleştirdikleri “sanayi devriminin gücü de batı dünyasının içinde bulunduğu bu sözde rehaveti desteklemekteydi. Diğer yandan, yüzlerce yıldır birbirleri ile süregelen didişme sonucu yorgun düşmüşlerdi.

Yeni moda bir giyim türü, okyanusun ötesinden yansıyan yepyeni bir müzik, gökyüzünde uçabilme olgusu ve izlenimci sanatsal akımların henüz süregelen etkileri 20. Yüzyılın başlangıcında yüzeyde süslü, çekici ve toplumları oyalayıcı bir kabuk oluşturmaktaydılar.

Ancak, bu barış duygusu taşıyan dingin görünümü bir kabuk olarak nitelemenin pek de yanlış olmadığını Yüzyıl’ın ilk yarısı çok acı bir şekilde kanıtlayacaktı.

Geçen yüzyılda biçimlenmeye başlayan ulusalcılık akımı ile yine geçen yüzyıl doğup giderek güçlenen özdekçi toplumsal felsefe bu kabuğun altından yavaş yavaş yüzeye çıkmaya hazırlanıyorlardı. Toplumların, artık hep barış ve güvenlik içinde yaşamayı bekledikleri bu yapay ortam, aslında, o kabuğun altında patlamaya hazır bu bombayı barındırmaktaydı.

Ulusal bütünlüğünü tamamlamakta gecikmiş, emperyalist hedeflerine ulaşamamış ve bulunduğu yere sıkışıp kalmış Alman imparatorluğu kendi içinde kıpırdanmaya başlamıştı bile.

Batı dünyasındaki o yüzeysel bir dinginlik yansıtan kabuğun başka zayıf noktaları da vardı.

Örneğin, iyice güçlenmiş olan ulusalcılık akımlarını baskı altında tutmaya çalışan Avusturya- Macaristan imparatorluğu,

Yönetim gücü çok zayıflamış ve toplumsal eşitsizliğin had safhaya ulaştığı Rusya, batıdaki topraklarının neredeyse tamamını kaybetmiş ve hızla çökme sürecine girmiş bulunan Osmanlı imparatorluğu ile onun, Kuzey Afrika ve Orta Doğudaki topraklarını paylaşmayı planlayan İngiltere, İtalya, Fransa ve diğerleri.

20. yüzyılın başında, özellikle batı dünyasında görünen bu yüzeysel dinginlik ortamının içinde, diğer bir taraftan çok çelişkili görünse de birçok ülkenin, silahlı kuvvetlerinde yeni güçlendirme girişimlerine tanık olunmaktaydı.

Bu dönemde İngiliz imparatorluğu, diğerlerinin yanı sıra, deniz kuvvetlerini de güçlendirmekteydi. Anavatan filosuna irili ufaklı birçok savaş gemisinin katıldığı görülmekteydi. Bunlar arasında, ağır muharebe gemileri ve muharebe kruvazörlerinin çokluğu göze batmaktaydı.

O dönemin su-üstü savaş tekniği dikkate alınırsa, bunun doğal sonucu olarak diğer ülkelerin de aynı tür girişimlerde bulundukları görülür.

Açık denizlere çıkmak, dünya denizlerinde söz sahibi olmak isteyen Alman imparatorluğu da, Bismarck’ın politikasını uygulamayı sürdürüyordu. Yüzyılın başlarında tersanelerinde yeni ve çağdaş bir donanmayı oluşturmak için yoğun bir çalışma içindeydi.

İşte bizim bu çalışmamızda ana konumuzu oluşturacak olan SMS Goeben muharebe kruvazörü ile SMS Breslau hafif kruvazörü Kayzer donanmasının o günlerdeki çağdaşlaşma girişimlerinin birer ürünü idiler.

Her iki gemi de inşa edildikleri tersaneden binlerce mil uzaktaki sularda yaşadılar, görev yaptılar ve ömürleri orada son buldu.

Günümüze kadar, gerek Goeben, gerek Breslau hakkında son derece ayrıntılı, değerli birçok eser yayınlanmış bulunmaktadır. Biz bu çalışmamızda her iki geminin de ömrünü bir kronoloji, geniş teknik bilgi, yoğun bir fotoğraf ve teknik çizim koleksiyonuyla sunmayı uygun bulduk.

Bu çalışmamızın sözünü ettiğimiz o değerli eserleri inceleyen araştırmacıları ve model yapımcılarına yararlı olacağını ve bu alandaki görsel malzeme eksikliğinin giderilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz.

Çalışmamızda, değerli katkılarını bizlerden esirgemeyen, Sn. Antonio Berzoleze, Sn. Bernd Langensiepen, Sn. Turgay Erol, merhum Sn. Rahmi Topçu ve kızım Hande Yüce ile değerli çalışmalarından ışık aldığımız Sn. Erol Mütercimler, Sn. Nejat Gülen, Sn. Osman Öndeş, Sn. Ara Güler, Sn. Süleyman Alper, Sn. Kudret Altınkeser, Tuğamiral(E) Sn. İ. Bülent Işın’a şükranlarımızı sunmayı bir görev biliyoruz.

Ahmet Güleryüz

İçindekiler :

Önsöz v

Giriş vii

Goeben ve Breslau’un Doğumundan Yavuz ve Midilli’nin sonuna kadar yaşamları 1 Birinci Dünya Savaşı Yılları 7

-Savaş tohumlarının atıldığı 10 Ağustos 1914 12

-1915 yılı olayları 22

-1916 yılında olanlar 30

-1917 yılı olayları 35

-Büyük savaşın son yılı 39

-I. Dünya Savaşı’nın sonu 44

“-O artık genç Cumhuriyet donanmasının bir üyesi” 45

-“Bir Güneş batıyor” 52

-Dünya İkinci Bir Savaşa Daha Giriyor 55

Yavuz’un Foto Albümü 63

-Yavuz’un ana batarya taretlerinin isim plaketleri 92

Yavuz ve Midilli’nin Teknik Özellikleri 93

-Midilli 94

-Teknik Özellikler, Korunma, Silahlar, Ana Batarya, Diğer 95

-Midilli’nin baş ve kıçtan kesitleri ve endazesi 96-97

-“Magdeburg” sınıfı kruvazörlerin birbirleri ile ve çeşitli tarihlerdeki benzerlik ve farklılıkları 98

-Orijinal dizaynda Midilli’nin yan kesiti 99

Yavuz 100

-Teknik Özellikler, Korunma, Silahlar, Ana Batarya, Diğer 101

-Yavuz’un kıç kesit görünümü 102

-Yavuz’un baş kesit görünümü 103

-Yavuz’un bina görünümleri 104-108

-Moldke ve Goeben’e genel yerleşim ve dizaynda öncülük eden SMS Von Der Tann 109 Steambotlar 110-111

Kaynaklar 112

Index 113

 

Tournefort Seyahatnamesi

Yazar: Joseph de Tournefort

Çevirenler: Ali Berktay, Teoman Tunçdoğan

Kitap Yayınevi – Sahaftan Seçmeler Dizisi

283 Sayfa

ISBN: 975-8704-97-4

Karton Kapak – 2.Hamur

2008

(görsel: kitapyayinevi.com, bilgi: ilknokta.com, kitapyayinevi.com)

Açıklama:

Fransa krallık bahçelerinin, başka bir deyişle günümüzdeki Doğa Tarihi Müzesi’nin bitkibilimcisi Joseph Piton de Tournefort, bu kurumun düzenlediği araştırma gezilerinin öncüsüdür. XIV. Louis ve bakanı Pontchartrain’in buyruğuyla yeni bitkiler bulmak göreviyle 1700’de Levant’a gönderilen J. P. De Tournefort, yalnızca bitkibilimcilik görevini yapmakla yetinmemiş, doğmakta olan Aydınlanma Çağının Doğu insanları ve toplumlarına yönelik yeni bakışını da biçimlendirmiştir.

Anlatısının birinci cildi, Ege adalarının hemen hemen eksiksiz bir incelemesini kapsar. Otuz beş ada ve adacığı ziyaret eder ve başka adaları da yerinde derlediği bilgilerle betimler. Tournefort bu adalara günümüzün bir turisti gibi bakmaz, bunun yerine rüzgarların ve korsanların kemirdiği bir toplumu, salgın hastalıkları, batıl inançları, günlük yaşamları ve acımasız yöneticileri ile ilk kez açık seçik gözler önüne serer. Tournefort ikinci ciltte önce uzun uzun İstanbul’u anlatır. Sonra da Anadolu’ya boydan boya aşarak bizi 18. yüzyılın hemen başlarındaki Tokat, Trabzon, Kars, Ağrı, Amasya, Ankara, Erzurum, Bursa ve İzmir ile yüzlerce Osmanlı kasabasına götürür. Tournefort kendini Osmanlı topraklarıyla da sınırlamaz, Tiflis ve Erivan’a (Revan) kadar gider ve ona tamamen yabancı bir dünyayı yorumlamaya çalışır. Gezileri sırasında İran’ı Batıya bağlayan ve Anadolu boyunca uzayıp giden büyük kervan yollarını kullanır, ilk bakışta birbirine karşıt gibi görünen, ama aslında hep birbirine bağımlı olan ve birbirini tamamlayan Doğu ve Batı dünyaları arasındaki bağların önemini vurgular.